ANAYASA MAHKEMESİ ETKİN BİR SORUŞTURMA YAPILMAMASI SEBEBİYLE HAK İHLALİ KARARI VERDİ

Anayasa Mahkemesi (“AYM”) 13.02.2024 tarih ve 2020/36976 başvuru numaralı kararı ile, kişisel verilerin korunması hakkının kapsamını ve önemini bir kez daha vurgulamıştır.

Başvuru, kişisel verilerin hukuka aykırı şekilde ele geçirildiğine yönelik şikâyet hakkında etkili bir ceza soruşturulması yapılmaması nedeniyle kişisel verilerin korunmasını isteme hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

Başvurucu, iş sözleşmesini fesheden işverenin işçilik alacaklarını ödememek için başvurucunun bilgisi ve rızası dışında hesap hareketlerini incelediği iddiasıyla Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuş olup işvereninin kendisini haksız kazanç elde etmekle suçladığını bu nedenle kendisinin banka ve kredi kartı hesap bilgilerini incelediğini ileri sürmüştür.

Başvurucu, para transferi yaptığı kişilerin işvereni tarafından tespit edilip arandığını ve bu kişilere para transferlerini ne amaçla yaptıklarını sorduğunu belirterek tanık olarak dinlenmesini istediği kişinin gerekli bilgilerini Başsavcılığa sunmuştur. İşvereninin de kendisi hakkında bir suç duyurusunda bulunduğunu belirten Başvurucu, işvereninin başvurucuya ait bir hesap hareketinin incelenmesini banka adı, miktar ve tarih belirterek talep ettiğini ancak işverenin bu bilgilere erişmeden anılan detayları bilmesinin mümkün olmadığını ileri sürmüştür.

Başsavcılık, salt duyu organları vasıtasıyla öğrenilip başkalarına açıklanmasının kişisel verilerin hukuka aykırı olarak ele geçirilmesi suçunu oluşturmayacağını, şartları var ise özel hayatın gizliliğini ihlal suçunun oluşabileceğini belirterek işverene atılı suçun işlendiğine dair soyut beyandan başkaca delil bulunmadığı gerekçesiyle kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar vermiştir.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (“KVKK”) nezdinde, işleme faaliyetinin gündeme gelebilmesi için bilgilerin bir veri kayıt sistemine dahil edilmesi şart olduğundan; ilgili kararda da KVKK’daki yaklaşımın benimsendiği yorumu yapılabilecektir. Bununla birlikte belirtmek gerekir ki, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenen verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunda salt olarak öğrenme, suçun oluşması için yeterli olacaktır. Dolayısıyla, Başsavcılık tarafından verilen kararın yerinde olmadığı görüşü savunulabilecektir.

Başvurucu, somut deliller ortaya koymasına rağmen deliller toplanmaksızın karar verildiğini dile getirerek bu karara itiraz etmiş olup itirazı, Sulh Ceza Hakimliği tarafından isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle kesin olarak reddedilmiştir. Kanaatimizce, soruşturma makamı tarafından işverenin, başvurucunun hesap hareketlerine nasıl ulaştığının araştırılmamış olması;  başta soruşturma aşamasının etkin bir şekilde yürütülmediği anlamına gelmekle birlikte Anayasa madde 36’da düzenlenen hak arama hürriyetinin de vatandaşlar tarafından gerektiği gibi kullanılamamasına yol açmaktadır.

AYM’nin önüne gelen konu kapsamında Başvurucu; şikâyetin özü kişisel verilerin hukuka aykırı olarak ele geçirilmesi ve şikâyet hakkında etkili bir ceza soruşturması yapılmaması olduğundan, ilgili şikâyetin kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı kapsamında incelenmesi gerektiğini belirtmiştir. AYM öncelikle başvurunun dayanaktan yoksun olmadığı ve iddianın kabul edilebilir olduğu tespitinde bulunmuştur.

AYM, önceki içtihatlarında da belirttiği üzere kişisel veriyi bireyin adı, soyadı, doğum tarihi ve doğum yeri gibi sadece kimliğini ortaya koyan bilgileri değil telefon numarası, motorlu taşıt plakası, sosyal güvenlik numarası, pasaport bilgileri, öz geçmişi, resmi, görüntüsü ve ses kayıtları, sağlık bilgileri, genetik bilgileri, hobileri, alışveriş tercihleri, etkileşimde bulunduğu kişileri ve bunlarla sınırlı olmamak üzere kişiyi doğrudan veya dolaylı olarak belirlenebilir kılan tüm veriler olarak tanımlamaktadır.

AYM değerlendirmesinde, Anayasa’nın (“AY”) 5. maddesinde düzenlenen devletin temel amaç ve görevleri,  12. maddesinde düzenlenen temel hak ve hürriyetlerin niteliği ve 20. maddesinde düzenlenen özel hayatın gizliliği ile AY’nın diğer bölümlerinde herkesin kişiliğine bağlı haklarının korunmasını talep etme hakkına sahip olduğunu ve devletin bu hakların korunmasına ilişkin gerekli tüm adımları atması gerektiğini belirtmiştir.

AYM, devlete yüklenen bu sorumlulukların geniş bir şekilde yorumlanması gerektiğini, sadece yargısal yollara başvuru hakkı tanımasının tek başına yeterli olmayacağını, bunun yanında etkin bir soruşturma yapılmasının da devletin asli görevleri arasında olduğunu belirtmiştir.

AYM’ye göre; Başsavcılığın, işverenin ifadesini almadan ve hesap hareketlerine nasıl ulaştığını tespit etmeden kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiş olması etkin soruşturma yürütülmediğini açıkça ortaya koymaktadır.

Devletin, asli görevlerinden biri olarak tanımlanan etkili yargısal sistem kurma, ceza soruşturması yargılaması yapma, sorumlular hakkında ceza davası açma gibi pozitif yükümlülüklerini yerine getirmeyerek Başvurucu’nun özel hayata saygı hakkı kapsamındaki kişisel verilerin korunmasını isteme hakkını ihlal ettiğini değerlendiren AYM, ilgili şikayetin yeniden soruşturma yapılmak üzere kararı veren Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine oybirliği ile karar vermiştir.