KURUMSAL BÜLTEN – MAYIS 2026          

MEVZUAT DEĞİŞİKLİKLERİ

Konkordato Talebine Eklenecek Belgeler Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapıldı

13.05.2026 tarihli ve 33252 sayılı Resmî Gazete’de Konkordato Talebine Eklenecek Belgeler Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik yayımlanmıştır.

Yapılan değişiklikle, konkordato talebinde uygulanacak finansal raporlama çerçevesi yeniden belirlenmiştir. Buna göre bağımsız denetime tabi borçlular Türkiye Muhasebe Standartlarını, bağımsız denetime tabi olmayan tüzel kişi tacirler Büyük ve Orta Boy İşletmeler İçin Finansal Raporlama Standardını, diğer borçlular ise Vergi Usul Kanunu ve ilgili mevzuatı esas alacaktır.

Bunun yanında, konkordato talebine eklenmesi zorunlu belgeler arasında yer alan denetim raporunun “makul güvence veren denetim raporu” olarak iki nüsha hâlinde sunulması gerektiği açıkça hükme bağlanmıştır.

Son olarak, bağımsız denetim kuruluşunun konkordato sözleşmesi ile denetim raporunu imza tarihinden itibaren en geç otuz gün içinde Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu’na bildirmesi zorunluluğu getirilmiş; mahkeme yazı işleri müdürlüğünün de dava açılmasının ardından söz konusu raporu gecikmeksizin ilgili Kuruma iletmesi yükümlülüğü düzenlenmiştir.

İlgili Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinde Değişiklik Yapıldı

16.05.2026 tarihli ve 33255 sayılı Resmî Gazete’de Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik yayımlanmıştır.

Yapılan değişiklikle öncelikle asgari işçilik araştırma işleminin tanımı yeniden düzenlenmiş; söz konusu işlemin kamu idareleri, döner sermayeli kuruluşlar, kanunla kurulan kurum ve kuruluşlar ile bankalar tarafından ihale mevzuatına göre yaptırılan işler ve özel nitelikteki inşaat işlerine yönelik olarak Kurumca yürütülen değerlendirme, kontrol ve hesaplama aşamalarını kapsadığı açıkça hükme bağlanmıştır.

Birden fazla yapı ruhsatı bulunan özel nitelikteki bina inşaatı işyerlerinde, parsellerin bitişik ya da yakın olması, işverenin ilk işin başlangıcından itibaren altı ay içinde talepte bulunması ve sigortalıların birbirine karışması koşullarının birlikte sağlanması hâlinde, söz konusu inşaatların tek sicil numarasında yürütülmesine ünitece izin verilebileceği düzenlenmiştir.

İhale konusu işlerde araştırma usulü de yeniden şekillendirilmiştir. Geçici kabulün noksansız tamamlanmasına karşın toplam istihkak tutarının bildirilmemesi hâlinde, ödenen hakediş üzerinden araştırma yapılabileceği, ancak bu aşamada ilişiksizlik belgesi düzenlenmeyeceği; tutarın sonradan bildirilmesi üzerine kalan tutar üzerinden araştırma tamamlanarak ilişiksizlik belgesinin düzenleneceği öngörülmüştür. İhalenin yarım kalması veya feshedilmesi hâlinde araştırmanın yalnızca ödenen hakediş tutarı üzerinden yürütüleceği, hiç hakediş ödenmemişse araştırma yapılmayacağı belirlenmiştir.

Özel nitelikteki inşaat işyerlerinde maliyet hesabına ilişkin düzenlemeler de güncellenmiş; iş bitim tarihindeki yapı ruhsatının esas alınacağı, birim maliyet bedellerinin tespitinde ayrıntılı bir hesaplama yönteminin uygulanacağı hükme bağlanmıştır. Bunun yanında, kapanma, terk veya tasfiye olmaksızın en az iki yıl süreyle sigortalı çalıştırılmayan işyerlerinde ünitece re’sen araştırma yapılacağı; tescil edilmemiş veya işçilik bildiriminde bulunulmamış işyerlerine yönelik araştırmalarda asgari işçilik oranında eksiltme yapılamayacağı da düzenlenmiştir.

Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Binalarda Enerji Performansı Yönetmeliğinde Değişiklik Yapıldı

16.05.2026 tarihli ve 33255 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Binalarda Enerji Performansı Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile Yönetmeliğin çeşitli maddelerinde değişiklik ve eklemeler yapılmıştır.

Bu kapsamda, Yönetmeliğin tanımlara ilişkin hükümlerinde değişikliğe gidilmiştir. Buna göre, “ısıtılmasına ve soğutulmasına” ibaresi “insan konforu için iklimlendirilmesine” şeklinde değiştirilmiştir.

Ayrıca, Yönetmeliğe yeni tanımlar eklenmiş olup bu çerçevede “bina yaşam döngüsü analizi”, “bina yaşam döngüsü analizi belgesi” ve “düşük karbonlu bina belgesi” tanımları Yönetmeliğe dahil edilmiştir. Söz konusu tanımlar, bina yaşam döngüsü analizi kapsamında kullanılan süreçler ile BEP-TR sistemi üzerinden oluşturulan belgeleri kapsamaktadır. Bununla birlikte, Enerji Kimlik Belgesi uzmanlarınca düzenlenecek belgelere ilişkin düzenlemede değişiklik yapılmıştır. Buna göre, belirli belgelerin EK-10’da yer alması ve yetkili Enerji Kimlik Belgesi uzmanlarınca düzenlenmiş olması şartı getirilmiştir.

Öte yandan, Yönetmeliğe “Düşük karbonlu bina belgesi” başlıklı 27/A maddesi ile “Bina yaşam döngüsü analizi belgesi” başlıklı 27/B maddesi eklenmiştir. Bu kapsamda, Enerji Kimlik Belgesindeki belirli sınıf koşullarını sağlayan binalar için düşük karbonlu bina belgesi düzenlenmesi öngörülmüştür. Ayrıca bina yaşam döngüsü analizi, ilgili standartlar ve Bakanlıkça belirlenen yöntemlere göre yapılacak olup belirli büyüklükteki binalar için bu analizin yapı kullanma izin belgesi aşamasında sunulması zorunlu tutulmuştur.

Son olarak, Yönetmeliğe geçici madde eklenmiş olup 1/1/2027 tarihinden önce ihale kararı veya ihale tarihi alınmış yapılar bakımından bina yaşam döngüsü analizi belgesine ilişkin hükümlerin uygulanmayacağı düzenlenmiştir. Yürürlük bakımından ise bazı hükümler 1/1/2027 tarihinde, diğer hükümler ise yayımı tarihinde yürürlüğe girmiştir.

YARGI KARARLARI

Dava Dilekçesinde Yer Almayan Taleplerin Kısmi Islah Yoluyla Davaya Dâhil Edilemeyeceğine İlişkin İçtihadı Birleştirme Kararı

Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu, 2021/8 Esas sayılı dosyada 8 Mayıs 2026 tarihinde verdiği kararla hukuk yargılamasında ıslahın kapsamına ilişkin önemli bir belirleme yapmıştır. Karar, tarih itibarıyla henüz Resmî Gazete’de yayımlanmamıştır.

Büyük Genel Kurul; hukuk yargılamasında dava dilekçesinde yer almayan bir talebin kısmi ıslah yoluyla davaya dâhil edilemeyeceğine hükmetmiştir. Buna göre davacı, dava dilekçesinde hiç yer vermediği bir talep için ıslah yoluna başvuramaz; bu talebi ayrı bir dava ile ileri sürmek zorundadır.

Somut örnekle açıklamak gerekirse; yalnızca sürekli iş göremezlik tazminatı talep edilerek açılan bir davada davacı, yargılama sürecinde ıslah yoluyla tedavi gideri talebini de davaya ekleyemez; bunun için bağımsız bir dava ikame etmesi gerekmektedir. İçtihatları birleştirme kararları tüm mahkemeler için bağlayıcı nitelik taşıdığından, söz konusu kararın yayımlandığı tarihten itibaren hukuk yargılaması pratiğini doğrudan etkileyeceği öngörülmektedir.

Hibrit Çalışma Kapsamında İşverene Bildirim Yapılmaksızın Yurt Dışından Çalışmanın Geçerli Fesih Nedeni Oluşturduğuna İlişkin Bölge Adliye Mahkemesi Kararı

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi’nin 22.01.2026 tarihli ve E.2025/2977, K.2026/104 sayılı kararı, hibrit çalışma modelinde işçinin işverene bilgi vermeksizin yurt dışına çıkarak uzaktan çalışmasının fesih nedeni oluşturup oluşturmayacağına ilişkindir.

Uyuşmazlık; hibrit çalışma modeli kapsamında uzaktan çalışma hakkı bulunan davacının, işverene haber vermeksizin yurt dışına çıkarak 10-14 Şubat 2025 tarihleri arasında çalışmasını yurt dışında gerçekleştirmesi ve iş akdinin devamsızlık gerekçesiyle feshine karşı açtığı işe iade davasında toplanmaktadır. İlk derece mahkemesi feshin haklı nedene dayandığını kabul ederek davayı reddetmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi; hafta içi blok uzaktan çalışma esasının kaldırılmasının çalışma koşullarında esaslı değişiklik niteliği taşıdığını, bu değişikliğin İş Kanunu’nun 22. maddesi uyarınca işçiye yazılı olarak bildirilmediğini ve davacının söz konusu değişikliği kabul ettiğine dair bir irade açıklamasında bulunmadığını tespit etmiştir. Buna göre davacının ilgili tarihlerde fiziki olarak işyerine gelmemiş olması tek başına devamsızlık olarak nitelendirilemeyeceğinden, feshin devamsızlık hükümleri kapsamında haklı nedene dayandığı yönündeki mahkeme kabulü hatalı bulunmuştur.

Bununla birlikte Mahkeme; davacının işverene bilgi vermeksizin ve izin almaksızın yurt dışına çıktığını, hibrit çalışma sistemi ile işyerinin Ankara’da bulunması hususları bir arada değerlendirildiğinde bu eylemin iş akışını engelleyen ve işyerinde olumsuzluklara yol açan davranışlardan olduğunu tespit etmiştir. Bu gerekçeyle feshin 4857 sayılı Kanun’un 18. maddesi kapsamında geçerli nedene dayandığına hükmederek davanın reddine karar vermiştir.

Karar, hibrit çalışma modelinde işverenin onayı alınmaksızın yurt dışından uzaktan çalışılmasının devamsızlık kapsamında haklı fesih nedeni oluşturmadığını ancak geçerli fesih nedeni teşkil edebileceğini ortaya koyması bakımından önem taşımaktadır.

AYM’den İstinaf Başvurusunun Kısmen veya Tümden Kabulü Hâlinde Temyiz Yoluna İlişkin Karar

Anayasa Mahkemesi, 26/2/2026 tarihli ve E.2026/49, K.2026/48 sayılı kararında, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendini “istinaf başvurusunun kısmen veya tümden kabulü hali” yönünden değerlendirmiştir. Karar, 21/5/2026 tarihli ve 33260 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.

Uyuşmazlık, 2026 yılı itibarıyla miktar veya değeri 682.000 TL’yi geçmeyen davalara ilişkin bölge adliye mahkemesi kararlarına karşı temyiz yoluna başvurulamamasına dair kuralın, istinaf başvurusunun kısmen veya tümden kabul edildiği hâllerde de uygulanıp uygulanamayacağı noktasında toplanmaktadır. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, idarenin mecburi hizmet ile orantılı yetiştirme bedeli talebine karşı açılan menfi tespit davasının istinaf incelemesinde itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına vararak iptali için başvurmuştur.

Anayasa Mahkemesi; istinaf başvurusunun kısmen veya tümden kabul edildiği hâllerde bölge adliye mahkemesinin ilk elden verdiği karara karşı temyiz kanun yoluna başvurulamamasının hükmün denetlenmesini talep etme hakkına ölçüsüz bir sınırlama getirdiğini tespit etmiştir. Mahkeme, miktar veya değeri itibarıyla temyiz sınırına ulaşamayan davaların tamamı bakımından istinaf merciinin esasa ilişkin kararının ilgilisi bakımından tümüyle önemsiz sayılamayacağını; söz konusu kuralın ise uyuşmazlığa ilişkin temyiz incelemesinin gerekli olup olmadığı noktasında herhangi bir değerlendirme yapılmasına imkân vermeksizin temyiz yoluna başvurma imkânını ortadan kaldırdığını vurgulamıştır.

Neticede Mahkeme, HMK m.362/1-a hükmünü “istinaf başvurusunun kısmen veya tümden kabulü hali” yönünden Anayasa’nın 13. ve 36. maddelerine aykırı bularak oybirliğiyle iptaline karar vermiştir. Karar, herhangi bir yürürlük ertelemesi öngörülmeksizin 21 Mayıs 2026 tarihi itibarıyla hüküm ifade etmektedir.

AYM’den Aracı Hizmet Sağlayıcıların Ayıplı Maldan Doğan Sorumluluğuna İlişkin Karar

Anayasa Mahkemesi, 12/2/2026 tarihli ve E.2024/187, K.2026/42 sayılı kararında, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (6) numaralı fıkrasının (d) bendinde yer alan ibarenin ve 6563 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 9. maddesinin (1) numaralı fıkrasının “tüketici sözleşmeleri” yönünden Anayasa’ya uygunluğunu değerlendirmiştir. Karar, 2/6/2026 tarihli ve 33268 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.

Uyuşmazlık, elektronik ticaret yoluyla satın alınan malın ayıplı çıkması nedeniyle uğranılan manevi zararın tazmini talebiyle tüketici tarafından açılan davada, aracı hizmet sağlayıcıların hizmet sağlayıcı tarafından sunulan içerik ve içeriğe konu mal veya hizmetle ilgili hukuka aykırı hususlardan sorumlu tutulup tutulamayacağı noktasında toplanmaktadır. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, söz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına vararak iptalleri için başvurmuştur.

Anayasa Mahkemesi; itiraz konusu kuralların tüketicinin aracı hizmet sağlayıcıya karşı doğrudan dava açabilmesini her durumda imkânsız hâle getirdiğini, aracı hizmet sağlayıcının aktif rol oynadığı durumlarda dahi sorumlu tutulmamasının tüketicinin korumasız kalmasına neden olacağını, özellikle satıcı veya sağlayıcıya ulaşılamadığı hâllerde tüketicinin zararını tazmin edemeyeceğini tespit etmiş; kuralların bu olumsuzlukların önüne geçecek güvenceleri içermediğini vurgulamıştır.

Neticede Mahkeme, itiraz konusu kuralların aracı hizmet sağlayıcılar ile tüketiciler arasındaki adil dengeyi tüketiciler aleyhine bozduğu gerekçesiyle Anayasa’nın 5., 35. ve 172. maddelerine aykırı bularak oyçokluğuyla iptaline karar vermiştir. İptal hükmü, doğacak hukuksal boşluğun kamu yararını ihlal edeceği değerlendirilerek kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girecektir. Karar, elektronik ticaret platformlarının tüketici sözleşmeleri bakımından ayıplı maldan doğan sorumluluktan muaf tutulamayacağını ve aktif konumdaki aracı hizmet sağlayıcıların bu sorumluluk kapsamına alınacağını ortaya koyması bakımından önem taşımaktadır.

DÜNYADAN HABERLER       

Birleşik Krallık’ta “Agentic AI” Sistemlerine Yönelik Tüketici Koruma Rehberi Yayımlandı

Birleşik Krallık Rekabet ve Piyasalar Otoritesi (“CMA”), otonom şekilde karar alabilen ve kullanıcı adına işlem gerçekleştirebilen yapay zekâ sistemlerine (“agentic AI”) ilişkin tüketici koruma çerçevesini açıklığa kavuşturan bir rehber yayımlamıştır.

 Rehberde, bu tür sistemlerin ürün seçimi, fiyat karşılaştırması, hizmet satın alma, şikâyet yönetimi veya işlem tamamlama gibi süreçlerde kullanıcı adına hareket etmesi halinde mevcut tüketici koruma mevzuatının aynen uygulanmaya devam edeceği; dolayısıyla işletmelerin bu sistemler üzerinden yürütülen işlemler bakımından sorumluluğunun ortadan kalkmayacağı açıkça ifade edilmektedir.

CMA ayrıca, yapay zekâ sisteminin karar alma süreçlerinde sahip olduğu özerklik düzeyi artsa dahi, tüketiciye karşı hukuki sorumluluğun hizmet sağlayıcılar ve ilgili işletmeler üzerinde kalmaya devam edeceğini vurgulamaktadır. Bu yaklaşım, yapay zekânın aracı bir teknoloji olmanın ötesinde, tüketici hukukunda doğrudan sonuç doğuran bir işlem kanalı olarak değerlendirileceğini göstermektedir.

Düzenleme, özellikle e-ticaret, fintech, sigortacılık ve dijital platform işletmeleri açısından önem taşımakta olup; agentic AI kullanımında şeffaflık, bilgilendirme yükümlülüğü ve işlem güvenliği standartlarının yeniden ele alınmasını gerekli kılmaktadır. Bu çerçevede, yapay zekâ tabanlı müşteri etkileşimlerinin yalnızca operasyonel verimlilik aracı değil, aynı zamanda genişleyen bir hukuki risk alanı olarak değerlendirildiği anlaşılmaktadır.

Uluslararası Çalışma Örgütünden İş Yerlerinde Ruh Sağlığı ve Psikososyal Risklere İlişkin Küresel Uyarı

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), “Psikososyal Çalışma Ortamı: Küresel Gelişmeler ve Eylem Yolları” başlıklı raporunda, işyerlerinde artan psikososyal risklerin çalışan sağlığı ve ekonomik sürdürülebilirlik üzerinde ciddi etkiler doğurduğuna dikkat çekmiştir.

Raporda, psikososyal risklerin her yıl 840 binden fazla çalışanın ölümüne yol açtığı, ayrıca kalp-damar hastalıkları ve ruh sağlığı kaynaklı problemler nedeniyle yaklaşık 45 milyon sağlıklı yaşam yılının kaybedildiği belirtilmektedir. Bu kaybın küresel ekonomiye maliyetinin ise dünya GSYH’sinin %1,37’sine ulaştığı ifade edilmektedir.

ILO ayrıca, uzun çalışma saatlerini önemli bir risk faktörü olarak öne çıkarmakta; dünya genelinde çalışanların yaklaşık %35’inin haftada 48 saatin üzerinde çalıştığını ve bu durumun kalp krizi ile inme riskini artırdığını vurgulamaktadır. Raporda, işyerinde şiddet ve tacizin de yaygın bir sorun olmaya devam ettiği; çalışanların %23’ünün en az bir kez şiddet veya tacize maruz kaldığı, psikolojik şiddetin ise %18 oranla en yaygın risklerden biri olduğu belirtilmektedir.

Rapor, psikososyal risklerin yönetiminde üç temel unsurun kritik olduğunu ortaya koymaktadır: işin niteliğinin çalışan becerilerine uygun ve yönetilebilir şekilde tasarlanması, rol ve sorumlulukların net tanımlanması ile iş yükünün dengelenmesi ve kurumsal düzeyde çalışma saatleri, performans yönetimi ile şiddet ve tacizi önleyici politikaların etkin şekilde uygulanması.

ILO ayrıca dijitalleşme, yapay zekâ, platform çalışması ve uzaktan çalışma modellerinin yeni fırsatlar yaratırken aynı zamanda çalışanlar üzerinde yeni psikososyal riskler doğurabileceğine işaret etmektedir. Bu çerçevede, işverenlere önleyici ve organizasyonel tedbirleri önceleyen bir yaklaşım benimsemeleri, yönetsel kapasitenin güçlendirilmesi ve çalışan katılım mekanizmalarının artırılması tavsiye edilmektedir. Raporda, çalışanların ruh sağlığının korunmasının yalnızca bireysel bir sağlık konusu değil, aynı zamanda işletmelerin verimliliği ve uzun vadeli ekonomik sürdürülebilirliği açısından stratejik bir unsur olduğu vurgulanmaktadır.

Fransız Yargıtayından İş Yerlerinde İfade Özgürlüğünün Sınırları ve Feshin Orantılılık Denetimi

Fransız Yargıtayı (Cour de Cassation), 14 Ocak 2026 tarihli kararında, işyerinde ifade özgürlüğünün sınırlarının değerlendirilmesine ilişkin önemli kriterleri ortaya koymuştur.

Karara konu olayda, bir bakım evinde görev yapan yaşlı bakım personeli, Alzheimer hastası yeni bir sakin hakkında “Bu kişinin burada yeri yok, korumalı bölüme geri gönderilmeli. Bu tür hastalarla ilgilenemem.” şeklinde ifadeler kullanmış; ayrıca daha önce hem sakinlere hem de çalışma arkadaşlarına karşı agresif davranışlar sergilediği tespit edilmiştir. Bu nedenle iş sözleşmesi işveren tarafından feshedilmiştir.

Çalışan, söz konusu ifadelerinin ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini, bu nedenle feshe dayanak yapılmasının hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek işverene karşı dava açmıştır. Yargıtay, işçinin işyerinde ve işyeri dışında ifade özgürlüğüne sahip olduğunu kabul etmekle birlikte, bu hakkın mutlak olmadığını vurgulamıştır. Mahkemeye göre, bir işverenin aldığı disiplin veya fesih niteliğindeki önlemin ifade özgürlüğüne müdahale oluşturup oluşturmadığı değerlendirilirken; söz konusu ifadelerin içeriği, söylendiği bağlam, işyerinde yarattığı etkiler, işverenin korunmaya çalıştığı meşru menfaat ve uygulanan yaptırımın gereklilik, elverişlilik ve orantılılık kriterleri birlikte ele alınmalıdır.

Somut olayda Yüksek Mahkeme, çalışanın ifadelerinin ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilebileceğini kabul etmekle birlikte; bakım hizmeti verilen kişilerin yaşlı ve savunmasız durumda olması, çalışanın bu alanda eğitim almış olması, hastalara yönelik olumsuz yaklaşımın bakım kalitesini ve hasta güvenliğini doğrudan riske sokması ve daha önce benzer agresif davranışların tespit edilmesi gibi unsurları dikkate almıştır. Bu çerçevede, işverenin yaşlıların güvenliğini ve hizmet kalitesini koruma yönündeki meşru menfaatinin ağır bastığı ve fesih işleminin ifade özgürlüğüne ölçüsüz bir müdahale teşkil etmediği sonucuna varılmış; çalışan talepleri reddedilmiştir.

UYUM KÖŞESİ

Şirket İçi Yapay Zekâ Kullanımı

Üretken yapay zekâ araçlarının çalışma hayatına entegrasyonunun hız kazanmasıyla birlikte, bu araçların kurumsal veri güvenliği ve gizlilik yükümlülükleri açısından doğurduğu riskler de giderek belirginleşmektedir. Metin üretimi, e-posta yazımı, rapor oluşturma, araştırma ve karar destek gibi çok çeşitli alanlarda kullanılan bu araçların iş yerlerinde yönetilmesi artık kritik bir uyum meselesi hâline gelmiştir.

Bu tablonun en önemli riski, literatürde “Gölge Yapay Zekâ” olarak adlandırılan olgudur. Bilgi teknolojileri biriminin ya da üst yönetimin onayı veya bilgisi olmaksızın çalışanların bu araçları iş akışlarına entegre etmesi; veri güvenliği, gizlilik ve sorumluluk alanlarında yeni riskler doğurmaktadır. Kişisel Verileri Koruma Kurumu, Mart 2026’da yayımladığı “İş Yerlerinde Üretken Yapay Zekâ Araçlarının Kullanımı” başlıklı Rehber’de bu olguya dikkat çekmiş; Üretken Yapay Zekâ araçları aracılığıyla gerçekleştirilen veri işleme faaliyetlerinde KVKK ilke ve yükümlülüklerine uyulması gerektiğini vurgulamıştır. Rehber bağlayıcı nitelik taşımamakla birlikte Kurum’un beklenti ve değerlendirme kriterleri bakımından önemli bir referans kaynağı oluşturmaktadır.

Söz konusu riskler arasında en kritik olanı, kişisel veri içeren bilgilerin üçüncü taraf sunucularda işlenmesi ve bu platformların veriyi nasıl sakladığının ya da model eğitiminde kullanıp kullanmadığının çoğunlukla bilinmemesidir. Mevcut risklerin önemli bir kısmının kötü niyetten değil, farkındalık eksikliğinden kaynaklandığı göz önünde bulundurulduğunda, çalışanların bilinçlendirilmesi en az politika oluşturmak kadar önem taşımaktadır.

Bu çerçevede şirketlerin; hangi araçların kurumsal kullanıma açık olduğunu belirleyen bir politika oluşturması, kişisel ve gizli verilerin bu araçlara yüklenmesini önleyecek teknik ve idari tedbirleri alması, çalışanları düzenli olarak eğitmesi ve yapay zekâ kullanımını KVKK kapsamındaki veri işleme faaliyetleri arasında değerlendirerek kayıt altına alması gerekmektedir.

İNSAN KAYNAKLARI KÖŞESİ

Yargıtay’dan Yıllık Ücretli İzin Hesabında Hafta Tatilinin Nasıl Değerlendirileceğine İlişkin Karar

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 03.02.2026 tarihli ve 2025/9525 E., 2026/757 K. sayılı kararı, yıllık ücretli izin süresinin hesaplanmasında hafta tatili günlerinin dikkate alınmasına ilişkin önemli değerlendirmeler içermektedir.

Uyuşmazlık, işçinin kullanmadığı yıllık ücretli izin alacağının bulunup bulunmadığı noktasında ortaya çıkmıştır. İlk derece mahkemesi, işçinin yıllık izinlerinin kullandırıldığı ve bakiye izin alacağının bulunmadığı gerekçesiyle talebi reddetmiştir.

Ancak Yargıtay, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 56. maddesinde yer alan “yıllık ücretli izin günlerinin hesabında izin süresine rastlayan ulusal bayram, hafta tatili ve genel tatil günleri izin süresinden sayılmaz” hükmüne dikkat çekmiştir. Kararda, işçinin kullandığı yıllık izin dönemleri içerisinde hafta tatili günlerinin bulunduğu, bu günlerin yıllık izin süresinden mahsup edilemeyeceği ve bu nedenle işçinin kullanmadığı bakiye yıllık izin hakkının bulunduğu belirtilmiştir.

Yargıtay ayrıca, yıllık ücretli izinlerin kullandırıldığının ispat yükünün işverene ait olduğunu vurgulamış; işverenin bu hususu imzalı izin defteri veya eşdeğer nitelikteki belgelerle kanıtlaması gerektiğini ifade etmiştir. Karar kapsamında, yıllık ücretli izin sürelerinin hesaplanmasında izin dönemine denk gelen hafta tatili günlerinin izin süresinden düşülmemesi gerektiği bir kez daha ortaya konulmuş olup işverenlerin yıllık izin kayıtlarını ve izin sürelerinin hesaplanmasına ilişkin uygulamalarını bu doğrultuda gözden geçirmeleri önem taşımaktadır.