ANAYASA MAHKEMESİNİN 02.05.2023 TARİH VE 2018/24097 BAŞVURU NUMARALI KARARI HAKKINDA DEĞERLENDİRME

Anayasa Mahkemesi (“AYM”) 02.05.2023 tarih 2018/24097 başvuru numaralı kararı ile işyerinde dağıttıkları bildiride yer alan ifadeler ve gerçekleştirdikleri eylem sırasında meydana gelen olaylar neticesinde sözleşmeleri feshedilen başvurucuların işe iade davalarının reddedilmesinin “ifade özgürlüğünü” ihlal ettiğine karar vermiştir

1.Başvuru Konusu ve Gerekçesi

İlgili karara konu olayda başvurucular, işyerindeki ağır sömürü ve çalışma koşullarını, kötü ve sağlıksız yemekler gibi iş sağlığı ve güvenliğine aykırı çalışma koşullarını ve amirlerin kadın işçileri tacize yönelik eylem ve davranışlarını teşhir ve ifşa eden bir bildiriyi kadın işçilerin dolaplarına bıraktıklarını ifade etmişlerdir. İşyerinde, iş sağlığı ve güvenliği kapsamında ergonomi egzersizi yapıldığı esnada ikinci başvurucu bildiride yer alan ifadelere benzer söylemlerde bulunmuş, birinci başvurucu da ikinci başvurucunun konuşma boyunca yanında durmuştur. Bu olay ve devamında gerçekleşen eylemler hakkında tutulan tutanakta, eylemlerine son vermeleri gerektiğini belirten Üretim Müdürü’nün sırtına ikinci başvurucunun yumruk attığı ifade edilmiştir.

Birinci başvurucu işe iade ve sendikal tazminat talepli dava yoluna gitmiş; başvurucunun tanığı kadın işçilere yapılan taciz ve mobbing iddialarını doğrulamıştır. Dava sonucunda, işçilerin dolaplarına bırakılan bildirinin sözleşmenin haklı veya geçerli feshine yol açacak bir sebep içermediği, vurma eylemini gerçekleştiren kişinin birinci başvurucu olmadığı yalnızca yapılan konuşma sırasında destek amacıyla ikinci kişinin yanında durduğu ve bu nedenle ilgili olayda herhangi bir sözü veya eyleminin bulunmadığı gerekçesiyle iş akdinin feshinin geçersizliğine, başvurucunun işe iadesine ve sendikal tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.

İşveren tarafından İstinaf Mahkemesi’ne taşınan bu karar neticesinde, dağıtılan bildiride birinci başvurucunun işveren için “yalancı, arkadaşlarını satan ajan”, bazı işçiler için “yalaka” ifadelerini kullandığı ve Formen ve Üretim Müdürü’nü kadın işçileri taciz etmekle suçladığı belirtilerek bu ifadelerin şeref ve namusa dokunacak sözler ve asılsız isnatlar olduğu, gerçekleştirilen bu eylemlerin işveren ve işçilere hakaret niteliği taşıması sebebiyle işyerindeki çalışma huzurunun bozulduğu, işçiler arasında gerginliğe yol açılmasının haklı nedenle feshe sebebiyet verdiği gerekçesiyle işe iade ve sendikal tazminat talepli davanın kesin olarak reddine karar verilmiştir.

İkinci başvurucu işe iade talepli dava yoluna gitmiş; başvurucunun tanığı birinci başvurucunun tanığı gibi yapılan taciz ve mobbing iddialarını doğrulamıştır. İkinci başvurucu ve işçilerin herhangi bir sendikaya üye olduklarına ilişkin üye kayıt fişi bulunmadığı gibi herhangi bir sendika tarafından başlatılan yetki prosedürünün varlığının da tespit edilemediği, sendikal örgütlenme amacıyla da olsa başvurucuların bildiri okumalarının ve kısa süreli eylem yapmalarının haklı veya geçerli feshe sebebiyet vermeyeceği gerekçesiyle iş akdinin feshinin geçersizliğine ve işe iadesine karar vermiştir.

İşveren tarafından İstinaf Mahkemesi’ne taşınan bu karar neticesinde, işçinin söylem ve davranışlarının 4857 sayılı İş Kanunu’nun (“İş Kanunu”) “İşverenin Haklı Nedenle Derhal Fesih Hakkı” başlıklı 25. maddesinin (II) numaralı alt başlığının (b), (d) bentlerin kapsamına girmesi sebebiyle haklı fesih nedeni olduğu belirtilerek böyle durumlarda işçinin düşünceyi açıklama özgürlüğüne dayanamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

İkinci başvurucu İstinaf Mahkemesi kararını temyiz etmiş ancak Yargıtay kararda isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle temyiz talebinin reddine ve kararın kesin olarak onanmasına karar vermiştir.

Kararlar neticesinde başvurucular,

  • İş akdinin feshinin hukuka uygun yapılmadığıyla ilgili şikayetlerinin İlk Derece Mahkemesi’nde tartışılmaması nedeniyle adli yargılanma haklarının,
  • İfade özgürlüğü kapsamında kalan eylemleri nedeniyle iş akdinin feshedilmesi sonucunda ifade özgürlüklerinin,
  • Sendikal eylemleri nedeniyle iş akdinin feshedilmesi ve sendikal tazminat almamaları nedeniyle sendika haklarının,
  • İş akdinin feshedilerek işe iade taleplerinin reddedilmesiyle çalışma haklarının ihlal edildiği iddiasıyla AYM’ye bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

Bu iddialarla birlikte başvurucular, amirlerin kadın işçileri tacize yönelik eylem ve davranışlarını teşhir ve ifşa ettikleri olayın whistle-blowing kavramı çerçevesinde incelenmesi gerektiğini savunmuştur.

AYM başvuruyu ifade özgürlüğü kapsamında incelemiştir.

2.Anayasa Mahkemesi’nin İncelemesi ve Sonuç

AYM, başvurucuların iş sözleşmelerinin feshedilmesi ile ifade özgürlüklerinin ihlal edildiği iddiasına ilişkin yaptığı değerlendirmede:

  • Başvurucuların iş sözleşmelerinin İş Kanunu’un “İşverenin Haklı Nedenle Derhal Fesih Hakkı” başlıklı 25. maddesinin (II) numaralı alt başlığının (b), (d), (e) ve (h) bentleri uyarınca feshedildiği, Derece mahkemelerinin birinci başvurucunun bildiride işveren ile diğer işçilere karşı şeref ve namusa dokunacak, onur kıracak isnatlarda bulunmasını ve ikinci başvurucunun Üretim Müdürü’ne yumruk atmasını haklı fesih sebebi olarak kabul ederek (b) ve (d) bentlerinde öngörülen haklı sebeplerle fesih yapıldığı değerlendirmesinde bulunduğunu, başvuru konusu incelemenin de yalnızca bu bentler kapsamında yapıldığı,
  • Türk İş Hukuku’ndaki doktrin ve Yargıtay uygulamalarında Feshin Son Çare Olması İlkesi’nin benimsendiği, bu ilkenin İş Kanunu’nun 18. madde hükmünde öngörülen geçerli fesih hallerinde gündeme gelmekle beraber haklı sebeple derhal fesih kurumunun temelinde var olduğu, Yargıtay’a göre haklı sebebin varlığı halinde feshin son çare olup olmadığının değerlendirilmesinin yapılması gerektiği, işverenin haklı sebebi ortaya koyması halinde iş ilişkisinin sürdürülme imkanı kalmadığından sözleşmenin feshedilmesinin tek çare olduğu, temel hak ve özgürlüklerin koruma alanında bulunan söylem ve davranışlar nedeniyle iş sözleşmelerinin feshedilmesinin işçiler ve diğerleri üzerinde caydırıcı bir etkiye neden olacağı,
  • İşçilerin dolabına bırakılan bildiride ve devamında gelişen olaylar bütününde sarf edilen ifadelerden herhangi bir kimseyi hedef alan somut bir suçlama çıkarmanın mümkün olmadığı ve “Yalancı” ifadesinin bildiride geçmemesi nedeniyle Derece Mahkemesi’nin birinci başvurucuya yönelik değerlendirmesinin makul bir gerekçeden yoksun ve oldukça özensiz olduğu,
  • Bildiride yer alan “yalaka” ve “arkadaşını satan ajanlar” ifadelerinin, bildirinin işçilere hakaret etme amacı taşımadığı da göz önüne alındığında, sendikalaşma sürecindeki olası engellere seslenerek örgütlenme çağrısının etkisinin artırılmaya çalışıldığı retorik ifadeler olduğu,
  • Başvurucular tarafından amirlerin kadın işçileri tacize yönelik eylem ve davranışlarını teşhir ve ifşa ettikleri olayın whistle blowing kavramı çerçevesinde incelenmesi talebi neticesinde yapılan değerlendirmede işçinin işyerinde tanık olduğu hukuka aykırılıkları ya da meşru görülemeyecek olayları işyeri içinde veya dışında yetkili makamlara ihbar etmesi ve alenileştirmesi olarak ifade edilen ve doktrinde “bilgi uçurma” olarak kabul edilen bu kavramın bildirinin dağıtılma amacının yetkilileri harekete geçirmek değil dayanışma bilinciyle işçileri harekete geçirmek olmasından dolayı tartışılmasına gerek olmadığı,
  • Amirlerin kadın işçileri tacize yönelik eylem ve davranışlarda bulunduğu ithamın doğru olması halinde diğer işçilere sataşma olarak nitelendirilmesi mümkün olmamakla beraber bu söylemin esas amacının kadın işçileri, suç teşkil etmese bile cinsiyetleri yüzünden özellikle amirleri tarafından uygunsuz davranışlara maruz kalmamak adına örgütlenmeye ikna etmek olduğu göz önüne alındığında kamuya yararlı olduğu, mahkemelerin değerlendirmelerini yaparken özellikle amir pozisyonundaki personel tarafından kadınlara yapılan ayrımcı uygulamaların ve uygunsuz davranışların onların hayatları üzerinde ağır etkilere neden olma potansiyelini ve kadınların gerek işlerini kaybetme gerekse toplumsal hassasiyetler ve sosyokültürel unsurlar sebebiyle bireysel olarak haklarını arama konusunda karşılaştıkları zorlukları gözden kaçırmamaları gerektiği,
  • İstinaf Mahkemesi’nin cinsel tacize ilişkin iddiaları doğrulayan tanıkları dikkate almadığı, olayın taraflar için hassasiyeti göz önüne alındığında birinci başvurucunun davasını reddeden İstinaf Mahkemesi’nin gerekçesinin ilgili ve yeterli olmadığı,
  • İstinaf Mahkemesi’nin, ikinci başvurucunun Üretim Müdürü’ne yumruk atması eyleminin ikinci başvurucu bakımından sözleşmesinin haklı sebeple feshine neden olacak tek taraflı bir sorumluluk doğurduğuna ilişkin bir durum olduğunu ilgili ve yeterli bir gerekçeyle ortaya koymaması nedeniyle olayların bütününü görmeden ve çatışan çıkarlar arasında adil bir dengeleme yapmadan bir sonuca vardığı belirtilmiştir.

Yukarıda yer verilen açıklamalar doğrultusunda AYM, İstinaf Mahkemesi’nin başvurucuların ifade özgürlüğü ile işyerinin disiplini, düzeni ve çalışma barışının sağlanması amacı arasında adil bir denge kurulmasına yönelik ilgili ve yeterli bir gerekçe sunamadığı gerekçesiyle başvurucuların sendika hakkı ışığında ifade özgürlüklerinin ihlal edildiğine karar vermiştir.